|

|
AVUSTRALYA
ÜLKE REHBERİ |  |
Avustralya Tarihi
Antik miras, modern
toplum
Avrupalı yerleşimcilerin
gelişinden önce, herbiri yüzlerce farklı
dilden birini ya da bir kaçını konuşan ve
farklı bölgelerde kendilerine has yaşam
tarzları ve kültürel gelenekleriyle yasayan
Aborijin ve Torres Strait Adalı halkları
Avustralya kıtasının büyük bir bölümüne
yerleşmis haldeydi.
Basit ama oldukça etkili
bir teknolojiye sahip, kolay uyum
sağlayabilen ve yaratıcı Avustralya
Yerlilerinin karmaşık bir sosyal sistemi ve
kıta ve çevreleriyle kurdukları derin bağı
yansıtan oldukça gelişmis gelenekleri vardı.
Avrupa'nın Güney Yarı Küreye doğru
genişlemesinden binlerce yıl önce, Asya ve
Okyanusya halkları Avustralya'nın Yerli
halkları ile temas halındeydi. Hatta
bazıları kuzey Avustralya'daki topluluklarla
oldukça önemli ilişkiler bile kurmuştu.
Avrupa ile temas ve
yerleşim
1606 yılında, Ispanyol
Torres halkı, Avustralya ile Papua Yeni
Gine'yi ayıran boğazdan geçti. Hollandalı
kaşifler kuzey ve batı sahillerini
arastırarak Tazmanya'yı keşfetti. İlk
İngiliz kaşif, William Dampier, kuzeybati
sahiline 1688 yılında ayak bastı. Fakat
hemşerisi Kaptan James Cook'un o zamanlar
Yeni Hollanda olarak bilinen güney sahil
seridini incelemek amacıyla Endeavour
gemisine binerek Güney Pasifik'e doğru
bilimsel bir yolculuga çikması ve bu bölgeyi
Birleşik Krallik'a ait ilan etmesi ancak
1770 yılında gerçekleşti.
Amerikan bağımsızlık
savaşı, Amerika'yi mahkumların
gönderilebileceği bir ülke olmaktan
çikartmisti, dolayısıyla Birleşik Krallik
bir suçlu kolonisi kurmak için yeni yerler
aramaya başladı. Cooks ile birlikte doğa
bilimci olarak yolculuk eden Ingiliz Toplumu
Başkanı Sir Joseph Banks, bu amaç için
Avustralya'yı uygun buldu.
Botany Koyuna 11 gemiden
oluşan Ilk Filo 1788 yılının Ocak ayında
yanaştı. Vali Phillip, Sidney Limani'ni
tercih etmişti ve buraya ayak bastığı 26
Ocak tarihi bugün Avustralya Günü olarak
kutlanmaktadır. Ilk Filo, 1500 yolcu
taşıyordu ve bunların yarısından çoğunu
suçlular oluşturuyordu. Robert Hughes'un
kıtabı "The Fatal Shore (Ölümcül Kıyı)"
suçlu sistemi üzerine yazılmış bir son dönem
klasiğidir. Hughes, sistemin Avustralya
toplumu üzerinde kalıcı etkiler bırakmış
olduğunu savunmaktadır. İlk Filo'nun
gelişini takip eden 80 yıl boyunca
Avustralya kıtasına yaklaşık 160 000 suçlu
gönderilmiştir.
Serbest olarak buraya
yerlesen kişilerin sayısı, suçlularınkinden
çok daha fazla idi. Yün sanayii ve 19.
yüzyılın ortalarında gelisen altına hücum bu
kıtaya yerleşilmesinde büyük bir güdü
olmuştur. Isgücü azlığı, çalılık arazinin
çokluğu ve çiftçiliğe, madenciliğe ve
ticarete dayalı yeni zenginlik, tamamen
Avustralya'ya özgü kurumların ve
duyarlıliğin olusmasına katkıda bulunmuştur.
Avrupalıların 1788 yılında
Avustralya'ya yerleşmeye başladıği dönemde,
Avustralya'daki Aborijin ve Torres Strait
Adalı nüfusunun yaklaşık 300 000 kadar
olduğu tahmin edilmektedir. Avrupalıların
buraya yerleşmesi, Yerli halkın evlerini ve
sahip olduklarını birakip gitmesi anlamina
gelmekteydi. Bu durum geleneksel toprak
idaresi uygulamalarını bozmus ve
ekosistemlere oldukça hassas oldukları
ortaya çıkan yeni bitki ve hayvanları dahil
etmiştir.
Bir ulus doğuyor...
Yirminci yüzyılın
başlarında, Avustralya açık ve demokratik
bir "yeni dünya" toplumuydu. Aristokrasi ya
da yönetici sinifin olmadiği bu ortamda
herkesin bir diğerine esit olduğu anlayısi
yerlesmisti. Kisilerin, yetenek ve
kapasiteleri doğrultusunda, olmak
istedikleri kişi olabileceği genel olarak
kabul görmüş bir kaniydi.
Altı eyaletten oluşan
Avustralya Federasyonu, 1901'de Anayasa'nın
ilan edilmesiyle kurulmuştur. Bu topluluğun
kurucuları yeni bir sey yarattıklarına
inaniyor ve eski dünyanın tuzaklarına
düşmemeye çalışiyorlardi. Avustralya'nın
uyumlu, birlesik, yasal ve sosyal esitlige
sahip bir ülke olmasını istiyorlardi. Insan
hakları, demokratik prosedürlerin
gözlemlenmesi ve gizli oy kullanmanın değeri
ile ilgili ileri görüşlü fikirlere
sahiplerdi. Irk sorunlarına bir çizgi
çektiler, ancak; yeni Milletler Topluluğu
Parlementosu'nun ilk hükümlerinden biri
göçmenlerin özellikle Avrupa kökenli
olmasını gerektiren 1901 Göç Kisitlaması
Kanunu'dur ('Beyaz Avustralya' politikası
Ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra kademeli
olarak parçalanmis ve 1970'lerin ortalarında
da tamamen ortadan kaldirilmiştir.
Avustralya artık ırk ayrimi yapmayan bir
göçmen politikasina sahiptir). Başlangıçta
bir çok kişi tarafindan hala "ana vatan"
olarak görülmekte olan İngiltere ile çok
yönlü bağlantılar kurulmuştu. O zamandan
beri İngiltere ile kurulmuş olan anayasal
bağlantılar yavas yavas
gevsetilmektedir.
Federasyonun büyük
sampiyonu, Avustralya'nın 'halkının gücü,
sanayi, girişimciliği, ileri görüşlülüğü,ve
yaratıcı yetenekleri' nedeniyle birleşmeye
hazır olduğuna inanan Sir Henry Parkes idi.
O zamanlarda Avrupalı kesimin nüfusu 3,8
milyondu ve bunların yarisi büyük şehirlerde
yasamaktaydi. Bu nüfusun üçte birini,
ataları çoğunlukla Ingiliz, Iskoç veya
Irlandalı olan ve Avustralya'da doğmuş
kişiler oluşturmaktaydi. Genellikle,
Birleşik Krallik'taki akrabalarından daha
yüksek bir yaşam standartına sahiptiler.
Avustralya'nın tarım ve imalat kapasitesinin
geliştirilmesi ve hükümet ve sosyal hizmet
kurumları oluşturulması adına 1900'den
1914'e kadar çok büyük asamalar
kaydedilmiştir.
Savaşın olumsuz
etkileri
Birinci Dünya Savaşı'nin
Avustralya üzerinde yıkıcı bir etkişi
olmuştur. 1914 yılında, Avustralya'nın erkek
nüfusu üç milyondan azdı ama gene de bu
nüfusun neredeyse 400.000 kadarı Birinci
Dünya Savaşı'nda çarpışmaya gönüllü oldu. Bu
gönüllülerin yaklaşık 60.000'i geri dönmedi
ve daha onbinlercesi de, çoğu ağır olmak
üzere yaralanmıştı.
Avustralyalılara savaş
yıllarından güçlü gelenekler miras
kalmıştır. Avustralya'nın sosyal özellikleri
içerisinde hiçbirşey 1915 yılında
Türkiye'nin Gelibolu bölgesinde işlenen
"Anzak" geleneğinden daha özel ve değerli
değildir. Anzak Günü olarak kutlanan 25
Nisan, artık Avustralyalıların çarpıştığı
tüm savaşlarda gösterdiği fedakarliğin
hatilanildiği ulusal bir anma günüdür.
'
Iki dünya savaşı arasındaki dönem, çok
sayıda görevli hayatlarını yeniden kurmaya
çabaladiğindan, bir belirsizlik ve
istikrarsizlik dönemiydi. Sosyal ve ekonomik
bölünmeler genişledi ve bir çok Avustralyalı
kuruluşun battıği 1930'lardaki bunalim
döneminde çok daha fazla gündeme gelir oldu.
Ikinci Dünya Savaşı bazı
açılardan Avustralya tarihindeki
güçlendirici olaylaran biri olmuştur.
Avustralya kuvvetleri Avrupa, Asya ve
Pasifik'teki Ittifak'in zaferine büyük
katkılarda bulunmuştur. Savaşta çarpışan ve
hayatta kalmiş olan nesil, savaştan
Avustralya'nın kahramanlıklarıyla gurur
duyarak çıkmıştır.
Savaş sonrası barış ve
refah
Ikinci Dünya Savaşı'nın
bitmesiyle, ulus bir zenginleşme dönemine
girmiştir. Imalat sanayiinde çalışan
Avustralyalıların sayısı, yüzyılın basından
itibaren düzenli olarak artmis ve erkeklerin
uzakta olduğu savaş zamanında fabrika
islerini üstlenmis olan bir çok kadın, barış
zamanında da çalışmaya devam etmiştir.
Bugday ve yün gibi ana sanayi dalları gelir
açısından büyümeye devam ederken, kırsal
sektörde çalışan Avustralyalıların yüzdesi
düşmeye başlamıştır.
Ekonomi, maden
kaynaklarının açılması ve Snowy Nehri'nden
büyük bir hidro-elektrik üretim kapasitesi
sağlayan Snowy Mountains Programi gibi büyük
çaplı ulus-kurma projeleri ile 1950'lerde
güçlü bir şekilde kalkınmiştir.
1950'li yıllar, şehir
dışındaki mal sahiplerinden oluşan refah bir
toplum gelişimine dayalı politik istikrar
yılları olmuştur: kendi evi olanların sayısı
1947 yılında zar zor yüzde 40'a ulasırken,
1960 yılında yüzde 70'in üstüne çıkmıştır.
Diğer gelişmeler, sosyal
güvenlik ağlarının büyütülmesini ve
iletişimde kaydedilen ilerlemeleri,
özellikle de televizyonun gelişini,
kapsiyordu. Spor alanında ise, Melbourne
sehrinin 1956 Olimpiyat Oyunları'na ev
sahipliği yapması, uluslararası sahne
isiklarının Avustralya'ya çevrilmesini
sağlamıştır.
Ikinci Dünya Savaşı'ndan
sonra başlayan göçmen akınları yüzyılın
sonlarına kadar devam etmiştir. Son 50 yıl
içerisinde 140'ı aşkın ülkeden bir çok insan
Avustralya'ya göç etmiştir.
Değişmekte olan bir
toplum
1960'larda Avustralya
toplumu ve kültürü büyük değişimler
geçirmiştir. Bu değişimlerin bir çok nedeni
vardı: savaş sonrası göçlerin doğurduğu
etnik yönlülük, Birleşik Krallik'in dünya
gücü statüsündeki düşüşü ve Avustralya
üzerindeki öneminin ve buna bağlantılı
olarak da, özellikle Vietnam Savaşı
sırasında Amerika Birleşik
Devletleri'ninkinin azalması. Ikinci Dünya
Savaşı sonrası nesil - sözde "bebek
zenginler" - politik, ekonomik ve sosyal
ilişkilerde değişiklik arayan aktif bir güç
olarak ortaya çıktı.
1967'de, Avustralya halkı,
ulusal bir referandumda oyunu ezici bir
çoğunlukla federal hükümete Yerli halkın
adına yasama yetkisi verilmesinden ve Yerli
halkın gelecekteki oylamalara katılmasından
yana kullandı. Sonuç hem Yerli hem de yerli
olmayan Avustralyalıların birlikte
oluşturduğu güçlü seferberliğin doruğa
ulasmasıydı ve bu, Avustralyalıların,
hükümetlerini Aborijin ve Torres Strait
Adalı topluluklarının yasama koşullarını
iyileştirecek adimlar atarken görmek
istediğinin en büyük kanıtı olarak
yorumlandı.
Liberal ve Ülke (artık
Ulus) partileri koalisyonunun, uzun savaş
sonrası dönem boyunca ulusal politik sahnede
sürdürdügü üstünlük, 1972 yılında,
Avustralya İşçi Partisi hükümete
seçildiğinde sona ermiştir. Bunu takip eden
üç yılda, Avustralya'nın sosyal ve ekonomik
politika gündemi büyük değişiklikler görmüş
ve sağlık, eğitim, dış ilişkiler, sosyal
güvenlik ve sanayi ilişkileri alanlarında
geniş kapsamlı yasal reform programları
gerçekleştirilmiştir. Ancak, Başbakan Gough
Whitlam'in Genel Vali tarafindan 1975
yılında görevinden alınmasıyla anayasal bir
kriz patlak vermiştir. Bunu takip eden genel
seçimlerde, Liberal-Ulusal koalisyon İşçi
Partışini büyük bir oy çoğunluğuyla geçmiş
ve İşçi Partisinin yeniden hükümet görevini
kazandığı 1983 yılına kadar görev yapmıştır.
John Howard başkanlığındaki Koalisyon
Hükümeti, 1996 genel seçimlerini kazanarak
İşçi Partışinin yerine geçmis ve 1998
yılında yeniden seçilmiştir.
|