|

|
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
ÜLKE REHBERİ |
 |
Yönetim
Amerika Birleşik Devletleri
hükümeti üç koldan oluşan federal bir
cumhuriyettir. Bu kollar başkanın
önderliğindeki Yürütme, Yasama (Temsilciler
Meclisi ve Senato'dan oluşan Kongre) ve ABD
Yüksek Mahkemesi'nin başkanlığındaki
Yargı'dır.
50 üye eyaletin her biri bir
dereceye kadar kendi kendini yönetme hakkına
sahiptir. Federal yönetim savunmadan, dış
işlerinden, yüksek yargıdan, iç güvenlikten,
para basmaktan ve posta işlerinden
sorumludur. Pek çok bakımdan ABD bağımsız
devletlerin bir topluluğudur: Bağımsızlık
Savaşı'ndan sonra Birliği kuranların bu
sistemin işleyeceğinden emin olamadıklarını
görebilirsiniz. Örneğin Pennsylvania
kurulduğunda New York Eyaleti'nden geçmek
zorunda kalınmasın diye Büyük Göller
Bölgesi'ne açılan bir geçit yapılması
zorunlu görülmüştür. Bu gün bile pek çok
Texaslı eyaletlerinin Birliğin bir parçası
olduğunu kabul etmez.
Başkan hem Yürütme'nin
başıdır hem de Devlet Başkanı'dır (ikisinin
ayrı olduğu Türk sisteminin tersine). Başkan
seçilecek kişi en az 35 yaşında, doğuştan
Amerikan vatandaşı olmalı ve ABD'de en az 14
yıldır ikamet ediyor olmalıdır. Başkanlık
seçimleri her artık yılda Kasım'ın ilk
pazartesi gününü takip eden günde yapılır.
Her başkanın görev süresi dörder yıllık iki
dönemle sınırlıdır. Bu beyle beraber (henüz
kadın bir başkan olmamıştır) eğer başkan
ölür, görevden alınır veya görevine devam
edemeyecek durumda olursa yerini alacak bir
başkan yardımcısı da seçilir. Böyle bir olay
en son Richard Nixon istifa ettiğinde Gerald
Ford görevi devraldığında yaşanmıştır.
Yasama, Temsilciler Meclisi
(kısaca Meclis) ve Senato'dan oluşur.
Temsilciler Meclisi iki yılda bir yapılan
genel seçimlerle seçilen 435 temsilciden
veya kongre üyesinden oluşur. Her eyaletten
seçilecek kişi sayısı eyaletin nüfusuna göre
belirlenir: Texas Meclis'e 27 temsilci
gönderir, Montana yalnızca 2. Senato'da her
eyaletten iki senatör altı yılda bir
düzenlenen seçimlerle görev almaktadır.
ABD Yüksek Mahkemesi ve çok
sayıda daha düşük seviyedeki federal
mahkemeden meydana gelen Yargı; federal
yasaları yorumlar, gözden geçirir ve
uygular. Federal mahkemeler bazı durumlarda
eyalet yasalarını da uygulayabilir. Yüksek
Mahkeme'de görev yapan yargıçlar başkan
tarafından aday gösterildikten sonra Senato
tarafından onanır. Eyalet hukukunda en
yüksek merci Yüksek Mahkeme değildir (bu
görev her eyalette bulunan bir yüksek
[eyalet] mahkemesince üstlenilir) ancak
Yüksek Mahkeme federal yasalarla çatışan her
eyalet yasasını geçersiz kılabilir. Ayrıca
eyalet mahkemeleri tarafından karara
bağlanamayan ve önemli sonuçlar
doğurabilecek deney davalarında son söz
hakkına sahiptir. 1950'lerde farklı
ırklardan gelenlerin farklı okullarda eğitim
görmesini ABD Anayasası'na aykırı bulan da
Yüksek Mahkeme olmuştur. 2000 yılında
başkanlık seçimi Florida'da kullanılan oy
pusulalarının tartışma konusu olması
yüzünden çıkmaza girmiştir. Sonunda,
pusulaların nasıl sayılacağı yolunda karar
vermek ABD Yüksek Mahkemesi'ne düşmüştür ve
o da Florida'daki seçim görevlilerinin
George Bush lehinde bir karar vermesine
hükmetmiştir. Bu karar sonradan çok
tartışılsa da Mahkeme'nin Federal Anayasa'yı
yorumlayan en üst merci olarak Amerika
üzerindeki etkisinin bir kanıtıdır.
Her eyaletin kendi anayasası
ve federal hükümetin modelinde bir hükümeti
vardır. Ayrıca her eyaletin kendi yasama
organı, bir valisi ve adalet sistemi vardır.
Her eyalet içinde güçler şehir ve ilçe
yetkilileri arasında da paylaşılır.
1980'lerde Reagan yönetimi federal yönetimin
rolünü azaltmaya ve eyaletlere mümkün
olduğunca çok güç aktarmaya çalışmıştır ve
bunun sonucu olarak eyaletler şimdi iç
siyasetin oluşturulmasında önemli bir göreve
sahiptir.
Seçim kampanyalarında
başkanın görsel ve kolayca ayırt edilebilir
özellikleri ve partinin politikaları
üzerinde durulmasının sonucunda televizyonun
ABD'de seçimler üzerinde oldukça önemli bir
etkisi olmuştur. İnsanlar oy kullanırken
karşılarında bütün ulusun başkanı olacak bir
aday gördükleri için (her ne kadar başkanlık
seçimlerinde bütün yönetim için oy
kullanılıyor olsa da) başkanlık kampanyaları
genellikle vatanseverlik, savunma, suç ve
aile gibi basit ama güçlü temaları öne
çıkarır.
Ronald Reagan'ın çok sevilen
bir başkan olmasının sebeplerinden biri
bireysel başarı ve özgürlükler gibi Amerikan
fikirlerinden en geleneksel olanları
başarıyla kullanabilmesiydi. Amerika'nın
gücünün İran devrimi ve sonrasında yaşanan
400 ABD vatandaşının rehin alınması olayının
sebep olduğu aşağılık duygusundan
kurtarılması gerektiği mesajını tekrarlamış
ve her şeyi kolayca sindirilebilen ilkeler
şeklinde sunmuştu: suçla mücadele,
uyuşturucuyla mücadele ve ülkeyi Komünizm'e
karşı koruma. Bill Clinton da - Monica
Lewinsky skandalına rağmen - kısmen
karizması yüzünden ve sıradan Amerikalılarla
iletişim kurabildiği için çok sevilmiştir.
Türkiye'deki parlamenter
demokrasinin aksine ABD'de kabine üyeleri
yasamanın içinden gelmez, onları görevlerine
başkan atar. Başkanı oldukları on dört adet
bakanlık vardır, bunların en önemlileri dış
işleri, hazine ve savunma bakanlıklarıdır.
Diğerleri arasında tarım, ulaştırma, vs
sayılabilir.
Kongre'nin iki meclisi Capitol Binası'nın
iki ucunda bulunur. Her iki meclis de hem
yasa önergesi getirmek hem de önergeyi
yasalaştırmak için gereken yasama yetkisine
sahip olduğu için çok güçlüdür. Normalde
güçlü bir başkan Kongre'yi ikna edebilir ama
böyle bir kural yoktur özellikle de başkanın
üyesi bulunduğu parti iki mecliste de
çoğunluğu eline bulundurmuyorsa. Parti
sistemi yürütme yetkisinin meclisteki sıkı
parti içi disipline bağlı olduğu Türk
modeline göre daha esnektir.
Hem kongre üyeleri hem de
senatörler bölgesel farklılıklar veya
kişisel düşünce sistemleri doğrultusunda iki
parti arasında çıkar koalisyonları
kurabilecek kadar bağımsız kişiliklerdir.
Sonuçta, başkanın istedikleri sık sık
gerçeğe dönüşmez.
1994 dönem ortası
seçimlerinin sonucunda Cumhuriyetçiler
Eisenhower döneminden o zamana kadar ilk
defa Temsilciler Meclisi'ni kontrol altına
almıştır ve Senato üzerinde de önemli bir
etki sahibi olmuştur. Baba George Bush'un
1988 seçimlerinde başına geldiği gibi bir
başkan adayının iki meclisten birinde
çoğunluğu sağlamadan Beyaz Saray'a girmesi
mümkündür ancak yönetimin gündemini
gerçekleştirme yeteneği Kongre'den ya da
“tepeden” gelen destek olmadan çok zayıflar.
Clinton, Temsilciler
Meclisi'nde Cumhuriyetçilerin ağırlığa sahip
olmasında dolayı sekiz yıllık başkanlığının
altı yılında zorlanmıştır. Yine de özellikle
1995 yılında Başkan ve Kongre bütçe üzerinde
anlaşmaya varamadığı için hükümetin
kilitlendiği dönemde Cumhuriyetçi muhalefeti
her şeyi engelleyen ve sorumsuz davranan bir
şekilde göstermeyi başardığı için bu engeli
aşmayı başarmıştır.
2001'in Ocak ayında oğul
George Bush başkan olduğu vakit hem
Senato'da hem de Temsilciler Meclisi'nde çok
az farkla Cumhuriyetçi çoğunluğu
sağlanmıştır. Ancak Amerikan yasama
üyelerinin gücünü göstermek amacıyla
Vermontlu Jim Jeffords “koridoru geçmiş” ve
Cumhuriyetçi partiden ayrılarak bağımsız
olmuştur. Artık Demokratlar Senato'da bir oy
farkla çoğunluğu ellerinde bulundurmaktadır
ama bu bir oyluk fark bile onlara başkanın
yasama gündemini raydan çıkarma gücünü
vermektedir. Şimdi durum tersine dönmüştür
ve Cumhuriyetçi bir başkan kendinden önce
gelen Demokrat başkanın yaptığı gibi
Kongre'yle nasıl uzlaşacağını öğrenmek
zorundadır. Clinton, örneğin Amerikan sağlık
sisteminde reformu öngören oldukça aykırı
bir önergesini gerçekleştirememiştir. Bunlar
gibi her senaryo Amerika'yı kuranların
İngiliz yönetimi altında yaşadıkları
“baskıcı” yönetimin yeniden ortaya çıkmasını
engellemek amacıyla tasarladıkları güçler
ayrılığı sistemini yansıtır.
Anayasa'da devletin çok
aşırı güç kazanmasını engelleyen teftiş ve
kontrol mekanizmalarına yer verilmiştir.
Bütün yasa önergelerinin Kongre tarafından
onanması gerekmektedir: yani önergeler her
iki mecliste de iyice incelenir ve bu sırada
da genellikle üzerlerinde değişiklikler
yapılır.
|