|

|
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
ÜLKE REHBERİ |
 |
Genel Bakış
Amerika, dünyada en çok
bilinen yazılı anayasalardan birine
sahiptir. 1787de yazılan bu anayasa 1788'in
Haziran ayında kurucu on üç eyalet
tarafından onaylanmıştır ve o zamandan bu
yana da yürürlükte kalmıştır. Dünyadaki
hemen her milletten insanın temsilcileri
tarafından kurulan bu devlette anayasa
insanları bir arada tutan yapıştırıcı
rolündedir. Bütün uluslar ve topluluklar
kendilerine “ulus bilinci” verdiğine
inandıkları bir şeye sahiptir. Bu dil
olabilir, ırk, tarih birliği veya
bağımsızlık mücadelesi olabilir;
Amerikalılar için ortaklaşa sahip oldukları
en güçlü şey anayasa tarafından koruma
altına alınan kişisel özgürlüklere
duydukları inançtır. Anayasanın amacı
adalet, iç huzur, ortak savunma, yaygın
refah ve özgürlük sağlayarak “daha mükemmel
bir birlik” kurmaktır. Bugün, Amerikan
vatandaşı olmak isteyen herkes anayasaya
saygı göstereceğine dair yemin etmeli ve
anayasanın anlamı ve amacıyla ilgili sorulan
bir dizi soruya doğru yanıt vermelidir.
Amerikan yönetimi ve
siyasetinin yapısı her zaman kişi
özgürlüğüne dayanmıştır. Haklar Beyannamesi
ortalama vatandaşı devletin gücüne karşı
korumak için tasarlanmıştır: kadınların,
etnik azınlıkların ve diğer tüm grupların
hakları bütün Amerikalılarca garantiye
alınmıştır. Bu, oldukça çok dava açılan bir
toplumun oluşmasına sebep olmuştur
(Amerikalılar haklarını aramak için hemen
hukuka sarılır) ve Amerika'da kişi başına
düşen ortalama avukat sayısı diğer
ülkelerdekinden çok fazladır. Bu hakların en
ünlülerinden biri olan silah bulundurma
hakkı pek çok Amerikalı tarafından sıkı bir
şekilde korunmaktadır.
Federal yönetimin getirdiği
düzenlemelere duyulan güvensizliğin kökeni
ülkenin kuruluş yıllarına dayanır ve
otoriteye duyulan bu güvensizlik silahlarla
ilgili düzenlemeye ve her yeni vergiye karşı
gösterilen direnişle ortaya konur. Federal
yönetim ve eyaletler arasındaki güç
çekişmesinin uzun bir tarihi vardır ve
anayasanın yerel yönetimler ve merkez
arasındaki güçler dengesine verdiği önemi
yansıtır. Bu çekişmeler Yüksek Mahkeme
tarafından çözülür. Washington'un ne kadar
küçümsendiği en korkunç şekilde 1995'ta
Oklahoma'da bir federal binayı havaya uçuran
bombayla ortaya konmuştur. Yüz altmış altı
insanın hayatını kaybettiği bu patlamadan
başlangıçta aşırı İslamcı teröristlerin
suçlu olduğu düşünülmüş ama sonraları
faillerin Amerikalı sağcı bir milis gücüne
bağlı olduğu ortaya çıkmıştır. Başkan
Clinton bu felaketten sonra yaptığı
konuşmasında devletin çalışanlarının da
kurumlarının da saygın ve şerefli olduğunu
ulusa hatırlatmak gereği duymuştur.
Amerikan siyasetini
anlamanın anahtarı ülkenin öncü tarihinden
geçer. İlk yerleşimciler arasında inançları
yüzünden uğradıkları katliamdan kaçan
İngiliz Püritanlar bulunmaktaydı. 1620
yılında Plymouth Rock'a varmışlar ve sonraki
on yıl içinde kendilerine hem başka
İngilizler hem de (Manhattan'ı
Kızılderililerden 1624'ta satın alan)
Hollandalılar, İskoçyalılar, İrlandalılar ve
Almanlar katılmıştır. Zamanla yeni
kolonilerin sınırları Appalachian Dağları'na
varıncaya kadar batıya uzanmış ve 1763'te
Mississippi'nin doğusunda kalan her yer
koloni yapılmıştır. Sonraki yüzyıl içinde
Avrupa'dan gelen milyonlarca yeni yerleşimci
Kızılderililerle toprak yüzünden savaşmış
veya onlarla anlaşmış, güçleri arttıkça da
onları kenarlara itmiştir. Batıyı açan işte
bu öncü ruhudur.
Amerikalılar dünyanın en
büyük ve en güçlü devletini kurdukları
inancıyla hareket eder. Eli silahlı, katı
bir adalet anlayışına sahip kovboy figürü
Hollywood'ca yaratılmış olabilir ama
efsanelerde gerçeklik payı da vardır: ABD'de
televizyondan fazla tabanca bulunmaktadır -
son sayıma göre 212 milyon adet - yani
neredeyse ülkedeki her erkek, kadın ve
çocuğun başına bir tabanca düşmektedir.
Bağımsızlık, uğrunda
savaşarak kazanılmıştır. Kızılderililer
topraklarından sürülmüş, hayat topraktan
zorla kazanılmış, İngilizler yenilmiştir.
Halk arasında saldırgan yerlilerin ve
yabancı toprakların öncü ruhun yardımıyla
yola getirildiğine ve medenileştirildiğine
inanılır. 1789'da Amerika Atlantik kıyısını
kucaklayan on üç devletten oluşan ufak bir
ulusken bugün elli eyaletten ve 286 milyon
insandan oluşan bir federasyondur. İlk
Amerikalıların California hakkında
bildikleri Ay hakkında bildiklerini
geçmezdi: ama bugün California'da 34 milyon
insan yaşamaktadır.
Bunların hepsi yoktan var edilmiştir.
Amerika'nın tarihi yoktur demek yalnızca
zaman bakımından doğru olabilir. Tarihinin
niteliği milyonların rüyalarının bir
sentezidir. Amerikalılar için çok büyük bir
tarih 200 yıla sıkıştırılmıştır. Bu,
dünyadaki en büyük ulusun tarihidir.
Yalnızca avucundakilerle gelen her bir kişi
bu tarihin bir ayrıntısını
şekillendirmiştir. Bu görüş Amerikalıların
hayatında her gün yankılanır: ülkelerini çok
güçlü duygularla severler çünkü onu
yaratanın kendileri olduğuna ve refahından
sorumlu olduklarına inanırlar. Hiçbir milli
marş “Tanrı Amerika'yı Korusun” kadar derin
duygularla söylenmemiştir. Amerikalılar
ülkelerinin farklı bir kaderi olduğuna
dünyadaki diğer uluslardan daha çok inanır
ve bu da sığınabilecekleri bir liman ve
inançlarını tam olarak ifade edebilecekleri
bir yer arayan Hacı Rahipler tarafından
kurulan Plymouth Kolonisi'nin dini yapısına
dayandırılabilir.
Amerikan Devrimi “temsil
hakkı verilmeden vergi alınması” ilkesine
karşı çıkmış ve bu özgürlük anlayışının
üzerine kurulmuştur. Amerikalılar Anayasa'da
devredilemez “yaşam, özgürlük ve mutlu olma”
hakları olarak yer alan doğuştan gelen bazı
insan haklarına sahip olduklarına inanır. Bu
cümle yazıldığı vakit bunlar çok aykırı
fikirlerdi ama bu inançlar dünyanın her
yerinde insanlara ilham vermeye devam
etmektedir. Tarihi olarak Amerikalılar
bireysel çabaya ve liyakate değer vermiştir
ama ülke olarak inanılmaz gücüne,
zenginliğine ve dünyadaki etkisine rağmen
içe dönüktür. 21. Yüzyıl'ın ilk yıllarında
ülke rakipsiz tek süper güç olarak ayakta
durmaktadır. Ancak nüfus, özellikle de iç
kesimler, kendilerini çekmek istemektedir
yani ABD'nin güvenliğine doğrudan bir tehdit
olmadıkça ülkenin uluslararası ilişkilerde
aktif olmasını hoş karşılamamaktadır.
Geçtiğimiz altmış yıl içinde Amerikan
başkanları uluslararası düzeni sağlamak
amacıyla ülkenin deniz aşırı bölgelerde daha
büyük bir rol üstlenmesini onaylamaları için
vatandaşlarını tatlı sözlerle sık sık
kandırmıştır.
Anayasanın mimarları
insanlar ve devlet arasında mükemmel bir
güçler dengesini sağlayacak bir formül
ürettiklerine inanmıştır. Amerika'da
demokrasi her yerde olduğu gibi sorunları ve
güzellikleriyle işler ama Amerikan
demokrasisi bütün problemlerine rağmen
liberal demokratik değerlerin meşalesi kabul
edilebilir. Ancak meşhur 11 Eylül 2001
olaylarının gösterdiği gibi Amerika dünyanın
her yerinden bazı gruplar için karşısına
çıkılacak ve hatta saldırılacak bir düşman
olarak da kabul edilmektedir. Dünya Ticaret
Merkezi'nin yıkılmasının uzun vadede nasıl
bir tarihi anlam içereceği hâlâ belli
değildir ancak açık olan şey Soğuk Savaş'ın
ardından ABD'nin ekonomik ve kültürel
canlılığıyla başkalarına ilham veren bir güç
olduğudur. Maalesef bu durum fanatik
derecede düşmanlık ve öfke de
doğurabilmektedir. İkinci Dünya Savaşı'nın
çıkmasından bu yana Amerikalılar dünyadaki
mevkilerini gözden geçirmek için hiç bu
kadar zorlanmamıştır.
|